Kullanıcı Girişi
Bilgi Bankası
Güzel Gören
Güzel Düşünür
Zararlı Maddeler
Hava Durumu
| Telli Senem |
|
|
|
| Pazartesi, 06 Temmuz 2009 07:21 |
|
TELLİ SENEM Sıddık Demir 17.10.2007 Sürgün yeri olmuştur Elbistan ve Afşin yöresi Osmanlı da, tıpkı Hicaz gibi, Kıbrıs gibi, Fizan gibi… Bir bey düşünün,”Tiz sürüle Elbistan’a denilince, ne zaman ve nasıl tekrar dönüleceği hesaba katılmadan, pılı pırtı toplanarak yeni yerine avdet etmeye…Ne mümkün… Siyasi iradeye, devlet çarkının işleyişi içinde karşı gelmek mi? Aman Allah korusun… İşte devlet umuru görmüş bir bey Yazıcıoğlu . Biz onun devleti ile ilgili kriterini yapmayacağız. Bu yazının amacı, Yazıcıoğlu ailesinden bir delikanlı olan Yazıcıoğlu Osman Aga’nın günümüzde halen dilden dile dolaşan, Türk edebiyatında tek bir şiirle yer edinen, şiir değil adeta duyguların kalbi rikkatle kanlı göz yaşına sebebiyet veren, yaşanmış gerçek bir olayı ortaya koyacağız. Beyimiz Yazıcıoğlu, Afşin’e avdetinden sonra, kendisine bir yerleşim yeri arar ve bugün Tanır olarak bilinen Kasabaya yerleşir. Denilir ki Tanır Kasabasının kuruluşu Yazıcıoğlu Beyle başlar. Zamanla oğul uşak derken ailesi genişler. Ailenin varisi olacak olan Osman ağa da bunlardan biridir. Kasabayı ikiye ayıran Hurman çayı ve çayın etrafında gelişmiş sulu tarım arazileri ile bin bir çeşit ağaçlardan ve her adım başı pırıl pırıl, buz gibi kaynak sularıyla Tanır Kasabası, Payitahta başkentlik eden İstanbul sevdalıları için elbette yer ve güzellik olarak tercih sebebi olması kadar doğal ne olabilir ki… Dönemin en gözde geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olduğu için, hayvancılıkla uğraşanlar kışlık sabit yerleri ve yazlık yaylaları yurt edinirler. Yazıcıoğlu ailesi Binboğa yaylalarını kullanır. Hemen her yaz mevsiminde aynı yaylada Hatay tarafında gelen bir başka ailede bulunur. Hayay tarafından Binboğa otlağına gelen aileden bir kız, güzel mi güzel, endamlı mı endamlı, asil mi asil… Adı Senem. Aşireti ona Telli Senem der. Telli Senem’in gözü kimseyi görmez. Taliplileri çok ama o hep arar. Kim bilir belki Anka kuşu gibi efsane olup gidecektir. Belki de bir kötü talih... Ah Senem aah…Hikayeyi bilen bilir… İçinde fırtınalar esen, aşk sokağında aklını kaybeden, sevginin, sevme olgusunun asaletine ve etkisine inananlar seni bilir. Zamanımızın yaşayan Karacaoğlan’ı diyor ki; Her asil insanın mutlaka bir Mihriban’ı var. Ha Yazıcıoğlu’nun Senem’i, ha Karakoç’un Mihriban’ı…Söyleyin Allah aşkına, bu duruş, bu oluş kalemle ifade edilebilir mi? Yaşanır, yaşatılır ve tekrar yeni vücutlarda, yeni adreslerde inkişaf eder ancak. Yavuz’un Mısır’ı fethinde gördüğü bir ‘Ahu’ karşısında dili çözülür. Sanki koca Mısırı fethedişinin iksirini bulur. Ve o büyük olayın ilahi mesajına odaklandığı sözlerini hemencecik ilhamının yüzüne karşı fısıldar. Şirler pençe-i kahrımdan olurken Lerzan Beni bir gözleri ahuya zebun eyledi felek Yüzlerce örnek verilir. Bizim genç Yazıcıoğlu’da, bey mi bey, yiğit mi yiğit. Hep kaçamaklı görüşürler Telli Senem’le. Senem nihayet aradığını bulur. Engellerde nedense bu tür hikayelerde hep aynı olur. Sebep sonuç ilişkisine insanlarımız hep ağlar durur. Uzun sürer sevdaları. Her yaz yaylaya çıkma vakitleri iple çekilir. Sevdaları bütün ovaya yayılır. Taki hep olduğu gibi en son kızın babası olayı duyar. Tepkisi sert ve önlemi çok ricit olur. Telli Senem bir daha Binboğaları göremez. Yazıcıoğlu Osman Aga hep bekler anka kuşunu. Ne haber, ne gelen, ne giden vardır. Son görüşmelerinde ‘aht’ etmişler.. Birbirleri dışında hiç kimseye yar olmayacaklarmış… Aradan yıllar geçer. Yazıcıoğlu Osman artık bey’dir. Hikaye unutulur. Çevre töre gereği çok baskı yapar ve Yazıcıoğlu evlenir. Çoluk çocuk derken torun torbaya karışır.Yaşı neredeyse bir asra yaklaşır. Bir gün köy odasında otururken, köye çok uzaklarda geldiği söylenen bir kervancı başı tarafında arandığı söylenir. Nihayet Kervancı huzura alınır ve meramı sorulur. Kervancı; “Yazıcıoğlu kim?”der. Benim cevabını aldıktan sonra; “Beyim; Bir haftalık yoldan geliyorum. Çoğulhan, Kuruhan üzerinde yoluma devam edeceğimi öğrenen çok yaşlı, yalnız ve çok güzel bir ihtiyar kadın kervanımın önüne çıkarak, sana bir çift sözle, şu mendili vermemi istedi.” Der ve mendili uzatır. Devamla; “Halen sana verdiği söz üzereymiş, sevgisine bir ömür sadık kalmış ve onca baskılara karşı koyarak hiç evlenmemiş , onunla ahdimiz var ihanet edemem, son nefesime kadarda bekleyeceğim” dediğini söyleyince… Yazıcıoğlu tıpkı Tanır kasabası pınarları gibi mendili mütemadiyen öperek hüngür hüngür ağlamayı belli bir müddet sürdürür. Ve hiç bir şairlik sıfatı olmadığı halde bu ilahi olgu karşısında aşağıya alınan mısralar ağzından dökülmeye başlar. O gün bugün yazılı ve sözlü edebiyatımıza bu olay hikayesiyle birlikte girmiştir. İrticalen söylenen şiir şöyledir; Bir haber geldi Telli Senem’den Deli gönül şad olmaya başladı Akmaz iken kör pınarın ayağı Suyu geldi çağlamaya başladı Senem’in giydiği sarıdır sarı Ölmeden yüzünü göreydim bari Yıkık değirmenin bozuk çark evi Suyu geldi düzelmeye başladı. Aşkın cezveside ocakta kaynar Durmaz deli gönül meydanda oynar Ermeni dillerin şekerler çiğner Tatlı tatlı söz olmaya başladı Hele bakın şu feleğin işine Ağu kattı benim pişmiş aşıma Senem değmiş,seksen doksan yaşına Benimki de yüz olmaya başladı Şu görünen Binboğa’nın dağları Aşılmıyor gıcı, boranı belleri Yazıcıoğlu Şereflinin beyleri Koca Tanır yaz olmaya başladı.” |
Yazarlarımız
Gazete
Projelerimiz
Temsilciliklerimiz
Mevzuat
Kimler Online






![]() | Bugün | 1964 |
![]() | Dün | 1165 |
![]() | Bu Hafta | 1964 |
![]() | Geçen Hafta | 9150 |
![]() | Bu Ay | 7762 |
![]() | Geçen Ay | 35823 |
![]() | Toplam | 555416 |
İp Adresiniz: 38.107.179.220
,
Bugün: 05. Şub. 2012










